Akbaba fonlarının oyununun kalbinde, aslında iki pratik unsura dayanan bir mekanizma yatıyor: birincisi, ikincil piyasada yüzde 20-40 indirilmiş fiyatlarla ucuza satın aldıkları tahviller; ikincisi, bu alımları mümkün olduğunca ABD veya Londra hukukuyla düzenlenen (US/UK law governed) borçlanma araçlarında yapıp New York ya da İngiltere mahkemelerinde dava açmaları. Çünkü gelişmekte olan ülkeler kârlı borçlanma programlarını genelde bu merkezlerle ihale eder ve “commercial activity exception” (ticari faaliyet istisnası) kuralı sayesinde devlet dokunulmazlığı kalkanını delmek mümkün oluyor.
Kazanmanın anahtarı ise pari passu maddesinin mahkemelerde nasıl yorumlandığında gizli. Argentina davasında mahkeme bu maddenin “ödeme sırasındaki” değil, “ödeme yapılması durumunda” eşitliği gerektirdiğini belirterek fonlara ödeme bloke etme hakkı verdi. Elliott’ın Gine davasında 300 milyon doları aşan alacağı da tam olarak bu yolla tahakkuk etti. Bu yüzden ilk adım, elindeki kontrattaki pari passu ifadesinin tam metnini okumak ve hangi hukuk sisteminin geçerli olduğunu tespit etmek.
Ancak kazanılan hükümle nakde geçmek ayrı mesele. Yabancı merkez bankası hesaplarına el koyma ya da üçüncü ülkede depot edilen kredilerin taksi edilmesi oldukça zor; bu yüzden fonlar çoğunlukla alacağın yüzde 20-35’i arasında bir tutarda uzlaşma zorluyor. Pratikte yapman gereken: önce kontratın hukuk sistemini ve tahkim maddesini okumak, sonra borçlunun yabancı varlık profilini taramak; nihayetinde mahkeme mi yoksa ticari tahkim mi yolunu tercih edeceğine, yoksa 2019’dan beri süren UNCITRAL egemen borç yeniden yapılandırma çerçevesinin senin aleyhine mi lehine mi etmeye başladığını değerlendirmeye karar vermek.
Okutarak mobil cihazınızda açın