Arkadaşlar, konuyu direkt teknik alandan açmak istiyorum çünkü bu işin muhasebe ve hukuk kesimi birbirinden ayrı düşünülünce insan kafası karışıyor. Zamanaşımına uğramış bir alacağın icra mahkemesine düşürülmesi durumunda, borçlunun itiraz etmeden ödeyip durması halinde borcun yeniden doğduğu iddiasının dayanağı tam olarak nedir? 6098 sayılı MK’nın 155. maddesindeki “borçlunun borcu kabulü” ile icra takibi karşısında sessiz kalmanın eşiti hükmü hakkında pratikte hangi yargı yolu geçerli? Yani icra dairesi zamanaşımı kontrolünü resmen mi yapıyor, yoksa taraf göstermedikçe mahkeme bunu kendiliğinden göremiyor?
İkinci sorum daha kritik: Bu tür bir takibin, alacarinın iyi niyetinden uzak olduğu iddiasıyla TCK 276. maddeye (borçluyu icra takibiyle mağdur etme) girebilmesi için hangi unsurların bir araya gelmesi gerekiyor? Uzun vadede alacarinın ticari itibarı ve sonraki davalarda “kötü niyet”karşıtı mahkeme kararlarında bu tür takibin iz bırakma ihtimali gerçekten var mı, yoksa bu daha çok spekülasyon mu? Tecrübesi olan var
"Doğa acele etmez, telaşa düşmez; yine de her nizam ve ahenk kusursuzca yerini bulur."